benligimin ülkesinde,hüzün zamani

Tanım




Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* bilvanis.net
* menzil.net
* pozitifpazarlama.com
* seymes
* nasihatler
* cafeonbeş
• sahranehir
sihirlikalem
karalamadefterim
cennetgozlumasilsevdam
vuslatgulu
destebasi
rizaaskar
LeyL67
cansofi
sohbetsevenler
gulivahdet
vezirhan
bilvanisliyiz
eFteLya88
ebruli38
cemrenur991
2563
yaralibakis
ayseliden
nurhane
geridekalanlar
zikrullah
gulldeste
rufeydem
farenjitnedir
cemd
ferzane

Adım Adım Kişisel Gelişim ya da Kemâlât Yolculuğu

gul2.jpg

 

Batıdaki ismiyle “kişisel gelişim” bizdeki adıyla “kemâlât yolculuğu” insanın doğumuyla başlayan ve ölümüne kadar devam eden bir süreçtir. İslam âleminde kemâlât yolculuğunun hedefi olan “kâmil insan” olmanın düsturlarını model olarak Efendimiz (sav)’in hayatı belirler. Peygamberimizden (sav) günümüze bin beş yüz yılı aşkın bir süredir bu yolculuğun kaideleri “tasavvuf yolu”, “tarikat yolu” gibi özde aynı metotta farklı şekillerle vücut bulmuştur. Oysa batıda ilk defa kişisel gelişimin terennüm edilişinin tarihini üç yüz yıldan geriye götürmek mümkün değildir. Kişisel gelişim çalışmaları batıda Avrupa’da doğmuş ve özellikle son yüz yılda Amerika’da Amerikan sosyolojisinin gelişmesiyle önemli ölçüde hız kazanmıştır. 

Psikoloji ve sosyoloji ilimlerinin batıda çıkışı ve gelişmesinin en temel amacı bireyin yaşama prensiplerinin ve toplumun işleyiş biçiminin tespit edilmesidir. Böylece dine ihtiyaç kalmadan bireyleri mutluluk ve başarıya ulaştırarak toplumları yönetmek hedeflenmektedir. Bu bağlamda çok kısa zamanda beşeri ilimlerde önemli yol kat edilmiştir denebilir. Fakat İslam’ın kemalat anlayışı yanında bir çuvaldız boyu yol alınamamıştır dense sezadır. Bugün ne birey dünden daha mutlu, nede toplumlar barış ve huzur içindedir. Aksine tarihte görülmediği ölçüde devam eden, tüm dünya coğrafyasına yayılmış savaşlar ve medeniyetin miminden mahrum insanlık bunun en büyük delilidir. 

Elbette kişisel gelişiminde bizlere kazandırdığı yeni perspektifler olmuştur fakat bunun asıl sebebi yitiğimiz olan bizim ilmimize kapalı yaşamamız ve onu yıllar yılı hakir görmemizdir. Ülkemizde özellikle doksanlı yıllarla başlayan ve iki binli yıllarda tesiri zirveye çıkan kişisel gelişim rüzgârının gençliği sardığı günlerde yurt dışında alanında çeşitli araştırmalar yapmış sosyolog bir büyüğümüze bu konuda bazı sorular sorulmuştu. O yıllarda özellikle konunun meraklıları günden güne batıdan tercüme edilen onlarca kitap arasında ciddi bir kafa karışıklığı yaşamış ve bu konuda nasıl bir yol izlemeleri gerektiğine dair güvenilir bir rehberliğe ihtiyaç duyuyorlardı. Sosyolog büyüğümüz beklentilerin ötesinde aldığı soruların tümüne yalnız bir cümleyle kuşatıcı bir cevap vermişti: “Kişisel gelişime dair aradığınız cevapların tamamı Efendimizin (sav) tüm hadislerini içeren on sekiz ciltlik Kütüb-i Sitte kitaplarında mevcuttur, hangi konuda rehberliğe ihtiyaç duyarsanız bakabilirsiniz…” Bu enfes cevap ilerleyen yıllarda ana dal olarak Sosyolojiyi ve yan dal olarak Psikolojiyi seçen başta bu satırların yazarı olmak üzere salonda bulunan herkesi ziyadesiyle tatmin etmiş, yıllarca sürecek karmaşık ve sonuçsuz bir yolculuğun zahmetinden kurtarmıştı.

ey-aydinlatma-siari-olan-zat.jpg

Şimdi kendi kendimize sorsak; ilk insan Hz. Âdem’den kıyamette kadar gelecek insanlık arasında en iyi komutan, en iyi baba, en iyi eş, en iyi dede hâsılı aklımıza gelebilecek ne kadar iyiye ve güzele dair sosyal rol varsa en üst makam sahibi kimdir? Hiç kuşkusuz her Müslüman’ın vereceği cevap aynı olacak ve ortak akıl tüm güzelliklerin zirvesini tutmuş Efendimiz (sav)’i işaret edecektir. Hayatımızdaki tüm makro problemleri mikro çözümleri Efendimiz (sav)’in yaşamı olan siyer-i nebi de kodlar halinde yaşanarak dercedilmiştir ve hepsi okunarak, tefekkür edilerek açılmayı beklemektedir.  

Batının kişisel gelişim anlayışında adım adım ilerlemenin bizdeki adı “tedrici tekâmüldür”. Batı kaynaklı kitaplarda çok karşılaşacağınız “9 adımda iyi baba olmanın yolları”, “yönetici olmanın 40 kuralı”, “6 adımda verimli ders çalışma” gibi ulaşılmak istenen hedefi parçalara ayırma metodu çok yaygındır. Bu yaklaşım tedriciliği ve düzenli düşünmeyi salık verdiği için her ne kadar çok yararlı olarak algılansa da aslında insandaki tekâmül sürecini bir anlamda sınırlandırmakta ve insana kendine özgü modeller geliştirme üretkenliğinden de mahrum etmektedir. Daha yolun başında okuruna yolun sonunu göstererek bireyin tekâmül sürecine aktif katılması engellenir. Düşünmeyen canlılar için ancak uygulanabilecek kimi metotlar insanlar üzerinde uygulandığında her zaman bir tatmin sorunu yaşanacağı muhakkaktır. Oysa İslam’ın öğretisi olan kemâlât yolculuğunda hedef her konuda Efendimiz’e ulaşmak olduğundan yol bir ömür devam etmekte ve insanda her konuda gelişim süreci ölene dek sürmektedir. Hangi seviyede olursa olsun gelişimi duran sosyal olaylar yerinde kalamaz ve geriye düşüş başlar. Teorik olarak mükemmel insan olmak mümkünmüş gibi gösterilse de insanın herhangi bir konuda mükemmele ulaştığı zannıyla beklemesi imkânsızdır. Kendini daima yenilemeyen ve geliştiremeyen insan kokuşmaya mahkûmdur. İnsana bir ömür tekâmül etme hedefi veren ve bu yolun yaşanmış modelini bizzat gösteren İslam’dır.  

Fakat ne yazık ki günümüzde araştırma ve okuma yorgunu neslimize öğretilen siyere ve sünnete dair bilgiler sathi kronolojik hayat ile sınırlı kalmaktadır. Bugün Efendimiz’in hayatında uygulama olarak yer almayan birçok yanlış toplumun bilgisizliği yüzünden geçen zaman içinde kültür olmuş ve hayatımızda kalıcı bir yer almıştır. Böylece öncelikler birbirine karışmış ve Allah’ın önem sırasının önüne şahsi yargılarımız ve birkaç nesildir büyüklerimizin miras yoluyla çocuklarına devrettikleri çarpık anlayışlar geçmiştir. İslam’da çocuk terbiyesi bahsinde ve Efendimiz’in hayatında örneği olmadığı halde evladına şefkat göstermeyen ebeveynler, ifrat tefrit derecesinde namus algısına sahip olanlar ya da sebeplere riayet etmeyip kendini hayattan tedriç ederek ibadethanelere kapananlar kendilerine kimi ya da hangi dini referans alıyorlar acaba?  

8tk.jpg

Yirminci yüzyıl her ne kadar fen ilimlerinin asrı olsa ve beşeri ilimler ihmale uğrasa da insan ve topluma dair ilimler günden güne hak ettikleri değeri alacaktır. Bugün insanoğlu afak âleminde uzaya çıkmış olmasına rağmen kendi içinde yolcuğa çıkamadığı için hakiki sahibine ulaşamamıştır. Yunus’un “kendini bilen Rabbini bilir…” hakikatini kavrayamayan günümüzün modern aklı, yüksek kuleler yaptırıp Allah’ı arayan firavun zihniyetinin mirasçıları olarak uzaya çıkıp yüce yaratıcıyı hep madde âleminde aramaya kalkarak bir yanılmadan diğerine yollarda takılıp kalmışlardır. Şimdi insanlık beşeri ilimlere İslam’ın boyasıyla kendi rengini verecek ve bu ilmi şahsi ya da siyasi menfaatlere kurban etmeyip insanlığın hizmetine sunacak inançlı sosyal bilimcileri beklemektedir. Ve maalesef o gün gelene kadar da beşer dünyayı kendi hesabı adına yontanların elinde oyuncak olmaya devam edecektir. 

Her insan yaratılışı gereği her konuda hep doğruya ulaşma çabası içinde yaşamını sürdürür. Dünyada ulaşılması gereken o kadar çok doğru vardır ki her birine yüzler ömür verilse bazı doğruların topuklarına ancak ulaşılabilir. Çünkü sosyal bilimler fen bilimleri gibi günümüzün kıstası olarak kabul edilen test edilebilir bir keyfiyete sahip değildir. Oysa insanın her konuda en doğruya ulaşmak için araştırma yapmaya yeterli yaşam süresi yoktur. Bu durumda hayatın her alanında müdrik olduğu zahmetle ulaşabileceği sağlam bir dayanak noktasına ihtiyaç duyar. Hareketlerimizde pergelin sabit ayağı da diyebileceğimiz referans kaynağımız bize her davranışımızın sağlamasını yapma imkânı sunar. Eğer insanlık doğruya yalnız aklıyla ulaşmaya çalışırsa dünyada kafa sayısı kadar doğru türeyebilir ve birçok konuda anlaşmak imkânsız hale gelir. Böylece bazı meselelerde “bana göre, sana göre…” anlayışı ile ortak bir doğruda buluşmak mümkün olmaz. İşte bu güç noktada İslam imdadımıza koşar ve Kur’an’ın ölçüleri ve Efendimizin (sav)’in hayatı herkesin üzerinde ittifak edeceği bir birliktelik, ittifak kapısı olarak bireysel ve toplumsal felahı garanti eder. Hz. Ömer’in mehir konusundaki içtihadını işiten yaşlı bir kadının arkadan perdeyi sıyırarak Efendimizin (sav)’in hadisi ile itiraz etmesi ve sonrasında Hz. Ömer’in basiretle geri adım atması herkesin kendine ait bir doğrusunun olamayacağını, mutlak bir doğrunun ittifak için gerekliliğini açıklayan yerinde bir örnektir. Bir devlet başkanıyla yaşlı bir kadını aynı zeminde uzlaşabilmesi ancak bu şekilde mümkün olur.  

Kişisel gelişim öğretilerinin diğer bir handikabı da kültürlere verdiği tahrifattır. Kişisel gelişim bir konuda ortak bir hareket tarzı belirler ve doğruyu kültürleri yok sayarak tüm coğrafyalara aynı şekilde dayatır. Örneğin her milletin liderlik tarzı, ebeveynlik sorumlulukları gibi birçok birbirinden farklılıklar arz edebilir. İslam’da ortaya konan şahsi kemalat yolculuğunun kuralları temel nasları belirler ve dinin kültürle şekillenmesine, böylece de kültürün yaşamasına imkân tanır. Kişisel gelişimde ise ortaya konan ve mutlak doğru olarak takdim edilen bilgiler kolay algılanabilir düşünce paketlerine konarak tüm dünyaya pazarlanır. Aslında kültürleri yok eden benzer bir yaklaşım günümüzün modernleşme anlayışında da vardır. Mesela gelişmişlik ile hiç ilgisi olmamasına rağmen sanki modernleşmenin olmazsa olmazı halinde sunulan günümüzün tek tip modası ya da müziği konumuzu izah eden örneklerdendir. İnsanlığın sahte modernleşme hedefine ulaşma uğruna kültürlerini hiçe sayarak kolayca vazgeçtikleri mimarilerinden mutfak kültürlerine, davranış biçimlerinden, düşünme tarzlarına tüm değerleri giderken yerlerine başka baskın bir kültürü bırakmaktadır. Yarının zirvesinde insanlığa yön verecek milletler kuşkusuz kendi olarak kalmayı başarabilen arasından çıkacaktır.    

Kişisel gelişim adımları ve şahsi kemalat yolculuğunun birbirinden bağımsız açılardan mukayesesinin yapılmasında gaye konu üzerine düşünme kapılarını aralamaktır. Eğer yaşamımız boyunca kazandığımız her yeni sosyal rol için onlarca kitap karıştırıp gelip geçici doğrularla yolumuzu bulmaya kalkarsak yollarda bir ömrün heba olmamız mukadderdir. Bizlere düşen her meselede hayat yolumuzu aydınlatıp bize gerçeğin kendisini sunan, ilahi kaynaktan beslenerek şekillenen Efendimizin (sav)’in hayatını didik didik etmek ve önceliklerimizi kendimize göre değil Hakkın muradına göre ayarlamaktır. Unutmayalım her makro problemimizin mikro çözümü Efendimizin (asm)’in hayatında mevcuttur ve bulanlar arayanlardır…

KEMAL SADIK...

-----------------------------------

bu yazı akademi.wordpress.com dan alınmıştır.yazı her yönüyle çok güzel.Kemal abimin kalemine sağlık...


Tarih: 11:09, 16/5/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

namaz 1 dir...


Tarih: 22:42, 11/5/2008 Kategori: r_e_s_i_m
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

gerçek tebliğcinin özellikleri...

- Hayatı bütün yönleriyle bilinmelidir. Gizli kapaklı bir işi, bir yanı olmamalıdır

-İnsanlara güven telkin etmelidir.

-Sözleriyle işleri birbirine uymalıdır.

-Aralarında yaşadığı insanlar, onun şahsiyetli ve üstün ahlâk sahibi bir insan olduğuna şahitlik etmelidir.

-Yaşantısına şımarıklık ve gevşeklik değil, ciddiyet ve takva hassasiyeti hakim olmalıdır.

-Bildiklerini uygulamaya çalışan, alçak gönüllü ve ibadetine düşkün olmalıdır.


İşte bu saydığımız özelliklerin tatamına sahip olmayan kişilerin ismi ve sıfatı ne olursa olsun, dinimiz konusunda onlara güvenemeyiz. Dinimizi onlara emanet edemeyiz.

Bahsi geçen özelliklere sahip olan insanlara, yani hocalara mürşidlere gelince , onlar herkesin ihtiyaç duyduğu yeryüzünün en kıymetli varlıklarıdır.

Yücem Mevlâ, böyle değerleri içimizden, gönlümüzden eksik etmsin. Bizi de onlardan ayırmasın. Hem dünyada hem ahirette...

 

semerkan dergisi-mayıs 2008



Tarih: 18:17, 7/5/2008
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->